4/3/2007 ·

CAM KIRIKLARI ÜZERİNDE DOLANIRKEN SEVDAM,YÜREĞİM KANIYOR BU SOĞUK ŞEHİRDE.....KAÇTIM HEP HAYATTAN ,SAKLANDIM YILLARCA...OYNADIM KENDİMLE TIPKI ÇOCUKLUĞUMDAKİ GİBİ....OYNADIM HAYATLA; SAKLAMBAÇ OYNAR GİBİ ARKADAŞIMLA....ŞİMDİ İSE TAM KARŞIMDA DURUYUOR HAYAT VE HAYKIRIYOR YÜZÜME :SOBE  SOBEEEEE..................NE YAPABİLİRİM SAKLAMIYOR BU SOĞUK ŞEHİR BENİ.............

Yorum (1) Yorum yaz!

15/10/2006 ·

       

       Ali Ozan beş yaşındayken resim kursuna gönderilir annesi ve

 

babası tarafından.Gözyaşları içinde eve dönen çocuk,kursa bir daha

 

gitmeyeceğini söyleyerek, nedenini şöyle açıklar;"öğretmen köpek

 

resmi yapın diyor "...Elinde tuttuğu üstündeyalnızca kahverengi bir

 

çizginin olduğu kağıdı gösteren Ali Ozan sürdürür konuşmasını:"ben

 

ipini yapıyorum,köpeğini yapamıyorum!.." 

      

       Çocuğun şair babasının, gülmesini zor da olsa engellemeyi

 

başararak verdiği karşılık,tam da bu yazının finaline

 

layıktır:"Oğlum,bir köpeğin resmini eli fırça tutan herkes

 

yapabilir. Ressam, köpeğin özgürlüğünü engelleyen tasmayı

 

görebilendir!"             

Yorum (4) Yorum yaz!

12/10/2006 ·

BU HİKAYEYİ PAYLAŞMAK İSTEDİM...BEĞENDİĞİM BİRÇOK YAZIYI DA SİZLERLE PAYLAŞMAYA DEVAM EDECEĞİM.BİLİYORUM SİZ DE BEĞENCEKSİNİZ.GÖRÜŞÜRÜZ..........................

 

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

CEZMİ ERSÖZ'DEN

 

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili...

O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır...

Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur...

Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar...

Bu yolculukta artık para, tarifeler,beklentiler, randevular, taksitler,

iş, anneler ve korkular yoktur...

Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili...

İnsan bir başka ışığa teslim olur...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye
başlar, bilgeleşir...

Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur...

Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur...

Hem dışındadır dünyanın,hem de ortasında...

Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de...

New York'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da...

Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...

Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur Sevgili, kanımıza karısan ilkel acı, O yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...

Kim demişti hatırlamıyorum,aşk varlığın değil,yokluğun acısıdır diye...

Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, Dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, İnsanları uykularından uyandırmak isterdim...

Uyanıp,içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...

Aşk çok eski bir şeydir sevgili...

Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer...

Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...

Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer...

Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...

İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır...

Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır...

Bazen denizler,kıyılar çeker insanı...

İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu...

Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...

Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...

İşte simdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi...

Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, Yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...

Birazdan sabah olacak...

Para, tarifeler, beklentiler, randevular,taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak...

Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili...

Birbirimizi kandırmayalım...

Hadi güne hazırlan...

Yaşadıklarımızı unutmaya çalış...

Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve O ilkel, o yaban ağrısını geri alacak...

Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek...

Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...

Aşkta yarın yoktur sevgili...

Yorum (1) Yorum yaz!

7/5/2006 ·

Yorum (2) Yorum yaz!

7/5/2006 ·

KÜÇÜK ÇOCUK

Bir zamanlar küçük bir çocuk okula başlamış.
Oldukça küçük bir çocukmuş.
Okulsa büyük bir okulmuş.
Ama küçük çocuk bahçe duvarından sınıfına yürüyerek gideceğini keşfettiğinde mutlu  olmuş.
Bundan sonra okul ona eskisi kadar büyük görünmemeye başlamış.

Bir sabah
Küçük çocuk okuldayken
Öğretmeni seslenmiş:

"Bugün resim yapacağız"
Küçük çocuk çok sevinmiş.
Resim yapmayı çok severmiş.
Her türlü resim yapabilirmiş:
Aslanlar, kaplanlar,
Tavuklar, inekler,
Trenler ve tekneler.
Mum boyalarını çıkarmış
Ve başlamış çizmeye

Ama öğretmeni
"Bekleyin! Daha başlamayın." Diye bağırmış.
Ve herkes hazırlanana kadar beklemişler.

"Şimdi" demiş öğretmeni,
"Çiçek resmi yapacağız."
Küçük çocuk sevinmiş.
Çiçek resmi yapmayı çok severmiş.
Güzel güzel çiçekler yapmaya başlamış.
Pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler.

Ama öğretmeni
"Bekleyin! Ben size nasıl yapacağınızı göstereceğim." Demiş.
Tahtaya bir çiçek resmi çizmiş.
Sapı yeşil, kendi kırmızıymış.
"İşte böyle. Tamam şimdi başlayabilirsiniz." Demiş öğretmeni.

Küçük çocuk öğretmenin çizdiği çiçeğe bakmış.
Sonra da kendi çiçeğine
Kendi çizdiği çiçeği daha fazla sevmiş.
Ama bunu söylememiş.
Ve öğretmeninkine benzer bir çiçek çizmiş.
Yeşil saplı kırmızı renkli bir çiçek.

Başka bir gün
Küçük çocuk kapıyı
Kendi başına açabilmeyi başardığında
Öğretmeni "bugün hamur çalışacağız." Demiş.
Küçük çocuk çok sevinmiş.
Hamurdan çeşitli şeyler yapabilirmiş:
Yılanlar, kardan adamlar,
Filler, fareler,
Arabaları kamyonetler.
Ve hamurunu yoğurmaya başlamış.
Ama öğretmeni
"Bekleyin! Daha başlamayın." Diye bağırmış.
Ve herkes hali hazırda beklemişler.
"Şimdi" demiş öğretmeni
" Tabak yapacağız."
Küçük çocuk çok sevinmiş
Tabak yapmayı çok severmiş.
Çeşitli boylarda ve şekillerde tabaklar yapmaya başlamış.

Ama öğretmeni
"Bekleyin! Ben size nasıl yapılacağını göstereceğim." Demiş.
Ve herkese derin bir tabak nasıl yapılır göstermiş.
"İşte böyle. Tamam şimdi başlayabilirsiniz." Demiş öğretmeni.

Küçük çocuk bir öğretmenin yaptığı tabağa bakmış
Bir de kendi yaptığı.
Kendi yaptığı tabağı daha beğenmiş.
Ama bunu kimseye söylememiş.
Hamurunu tekrar top haline getirmiş
Ve öğretmeninkine benzer bir tabak yapmış.
Bu derin bir tabakmış.

Çok geçmeden küçük çocuk beklemeyi öğrenmiş.
İzlenmeyi de
Öğretmeninkine benzer bir şey yapmayı da.
Çok geçmeden
Kendine özgü şeyler yaratamaz olmuş.
Daha sonra küçük çocuk ve ailesi
Başka bir şehirde
Yeni bir eve taşınmışlar.
Ve küçük çocuk başka bir okula gitmek zorunda kalmış.

Bu okul diğer okuldan
Daha da büyükmüş.
Ve dışarıdan içeriye açılan bir kapısı da yokmuş.
Oldukça büyük basamaklardan çıkmak zorundaymış.
Sınıfına ulaşmak için bir de uzun bir koridordan yürümek zorundaymış.

Daha ilk gün
Öğretmeni "Bugün resim çizeceğiz?" demiş.
Küçük çocuk çok sevinmiş.,öğretmenin komut vermesini beklemiş.Ama öğretmeni hiçbir şey söylemiş.
Sadece sınıfın içinde, öğrencilerin arasında gezinmiş.
Küçük çocuğun yanında gelince,
"Resim çizmek istemiyor musun?" diye sormuş.
"İstiyorum" demiş küçük çocuk, "Ne çizeceğiz?"
Öğretmeni "Buna sen kara vereceksin" demiş.
"Nasıl çizeceğim?" diye sormuş küçük çocuk.
"Nasıl istersen öyle" demiş öğretmeni.
"Hangi renkte boyayacağız?" diye sormuş küçük çocuk.
"Hangi renkle istersen onla" demiş öğretmeni.
"Eğer herkes aynı resmi çizerse, aynı renkle boyarsa,
kimin yaptığını nasıl anlayabilirim?" demiş öğretmeni.
"Bilmiyorum" demiş küçük çocuk.
Ve pembe, portakal rengi ve mavi çiçekler yapmaya başlamış.

Yeni okulunu çok sevmiş.
Ön kapıdan sınıfa bir kapısı olmasa bile!

HELEN E. BUCKLEY

Yorum (3) Yorum yaz!

« Önceki ::